Münafık Kimdir?

Ahir Zamanda Münafıklar

ALLAH MÜNAFIKLARI ORTAYA ÇIKARACAK VE AZAPLANDIRACAKTIR


Münafıklar, Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi iki yüzlü, sahtekar insanlardır ve gerçekte mümin olup iman etmedikleri halde, sanki iman etmiş gibi davranırlar. En önemlisi de, bu sahtekarlıklarını kendi başlarına yapmazlar; müminlerin arasına girmeye, sanki onlardanmış gibi davranmaya çalışırlar. Bu şekilde hareket etmelerinin nedeni, müminlerle birarada olarak bir takım dünyevi çıkarlar elde etme yönündeki umutlarıdır.

Müminlerin yanına gelip, iman etmiş gibi gözükerek, müminleri kandırabileceklerini ve onların sahip olduğu bazı imkanlardan yararlanabileceklerini sanırlar.

Umdukları çıkarları elde edemeyeceklerini anladıklarında, ya da müminlerin başına Allah'tan deneme olarak bir sıkıntı ya da zorluk geldiğinde, hemen onlardan ayrılır ve gerçek yüzlerini gösterirler. Ayrıldıktan sonra, ya da ayrılırken, müminlere zarar vermeye, onların arasındaki birliği bozmaya gayret ederler. Müminlerden uzaklaştıktan sonra, inkarcılarla işbirliği yaparak zarar verme çabalarını sürdürürler. Bu nedenledir ki bu ikiyüzlü kimselere Kuran'da "münafık", (yani nifak çıkaran, bozgunculuk ve fitne üreten) adı verilmiştir.

Münafıklar, Kuran'da pek çok ayette anlatılan ve müminlerin dikkat etmeleri hatırlatılan insanlardır. Bu nedenledir ki, kendisine Kuran'ı rehber edinen bir mümin, münafıklara karşı dikkatli olmak, onların özelliklerini bilmek durumundadır. Çünkü, Kuran ahlakını yaşayan her mümin topluluğu, mutlaka münafıklarla karşılaşacaktır.

Bu kişilerin yalnızca Peygamberimiz (sav) döneminde Mekke ve Medine'de yaşamış bir topluluk olduklarını düşünmek de son derece yanlış olur. Çünkü bu kimseler -her dönemde olduğu gibi- kılık değiştirmiş, modern çağa ayak uydurmuş halleriyle münafıklar olarak karşımızdadırlar.

Günümüz Müslümanları arasında da her dönemde olduğu gibi taklidi Müslüman özellikleri ile kendilerini kamufle ettiklerini düşünen münafıklar topluluğu bulunmaktadır. Bu kişiler sinsice, kimi zaman kendileri gibi samimiyetsiz bir din anlayışına sahip kimselerle ittifak içine girerek hakkı gizlemek, batıl olanla değiştirmek, dinde ayrılık çıkarmak, müminlere maddi manevi zarar vermek amacını taşırlar.

Münafıklarla ilgili Kuran'da bildirilen tüm ayetler Allah'ın mümin topluluğu içindeki münafıkları mutlaka ortaya çıkaracağını göstermektedir. Münafıklar, ne kadar zeka oyunları yapıp gerçek yüzlerini gizleseler de, Allah'ın dilediği bir zamanda müminler tarafından mutlaka tanınacaklardır.

Çünkü bu, onların kaderidir. Allah onları bunun için yaratmış ve müminlere imtihan olması için onları müminlerin arasına koymuştur. Kuran'da münafıkların tüm tavırları, sözleri, faaliyetleri ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Münafık, ne yaparsa yapsın, bu söz ve davranışları eksiksiz olarak söyleyecek ve yapacaktır. Kaderinde çizilen bu gerçekten kaçması mümkün değildir.

Münafıkların ortaya çıkması ve anlaşılması için, mutlaka zorluk anlarında kendilerini açıkça göstermelerine de gerek yoktur. Allah dilerse müminlere, onları tanıma, ikiyüzlülüklerini teşhis etme yeteneği verir. Bu yeteneğe sahip müminler kimi zaman belki tavrını değiştirir diye münafık karakterli bir kişiye hoşgörü gösterebilirler. Münafık bu sayede kendini gizleyebildiğini sanmaktadır ama bu büyük bir yanılgıdır, samimiyetsizliğinde kararlı olduğunu anladıklarında müminler de bu ikiyüzlü insanlardan yüz çevirirler.

Allah, münafıkların asla saklı kalamayacağını Kuran'da şöyle bildirmektedir:

"Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?

Eğer Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir.

Andolsun, Biz sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız)." (Muhammed Suresi, 29-31)

Ayetlerde bildirildiği üzere, Allah münafıkları yüzlerinden ve konuşmalarından da müminlere tanıtabilir. Münafığın ikiyüzlü ruh hali, içindeki korku ve huzursuzluk yüzüne ve konuşmalarına yansır.

Münafıkların ikiyüzlülükleri karşısında karşılaşacakları ise, hem dünyada, hem de ahirette acıklı bir azaptır.

Münafıklar dünyada da büyük azap çekeceklerdir

Münafıklar, fitne çıkarmalarıyla birlikte ebedi bir azabı hak ederler. Allah'ın takdiriyle bu azap henüz dünyadayken başlayacak ve ölümün ardından da cehennemde sonsuza dek sürecektir.

Herşeyden önce, dünyada münafıklar için manevi bir azap vardır. Sürekli olarak büyük bir sıkıntı ve korku içinde yaşarlar. Müminlere karşı yaptıklarının ikiyüzlülük olduğunu aslında kendileri de bilmektedirler. Bu nedenle sürekli vicdani huzursuzluk duyarlar. Bu huzursuzluk hayatları boyunca devam eder.

Bunun yanında fitne çıkardıktan önce de, sonra da, sürekli olarak korku duyarlar. İkiyüzlülükleri ortaya çıkmadan önce, müminlerin kendilerini fark etmesinden korkarlar. Müminlerden ayrıldıktan sonra ise, sürekli Allah'ın yaptıkları dolayısıyla kendilerine bir karşılık vereceği korkusu içinde yaşarlar. Kuran ahlakını yaşayan insanların sayısının artması münafıkların korkusunu daha da artırır. Çünkü Allah'a iman eden insanların artmasıyla, ufak menfaatleri nedeniyle onlardan ayrıldığı için büyük bir pişmanlık duyacaklardır. Bu nedenle bazı münafıklar, İslam ahlakının yaygın olarak kabul gördüğü dönemlerde, müminlerin yanına sokulmaya ve "biz de sizdendik" gibi sözler öne sürerek onların başarısından kendilerine pay çıkarmaya çalışırlar. Kuran'da Peygamberimiz (sav) döneminde bu olayların yaşandığı ve o dönemde münafıkların tavırları şöyle anlatılmaktır:

Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır. Onlar, müminleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır. (Nisa Suresi, 138-139)

Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse: "Size üstünlük sağlamadık mı, müminlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez. (Nisa Suresi, 141)

Asrı Saadet dönemindeki münafıkların, Peygamber Efendimiz (sav)'in başarılı olduğu savaşlarda ganimetleri elde etmek için de samimiyetsizce müminlere yanaşmaya çalıştıkları şöyle haber verilmiştir:

(Savaştan) Geride bırakılanlar, siz ganimetleri almaya gittiğiniz zaman diyeceklerdir ki: "Bizi bırakın da sizi izleyelim." Onlar, Allah'ın kelamını değiştirmek istiyorlar. De ki: "siz, kesin olarak bizim izimizden gelemezsiniz. Allah, daha evvel böyle buyurdu." Bunun üzerine: "Hayır, bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar pek az anlayan kimselerdir. (Fetih Suresi, 15)

Görüldüğü gibi münafıklar, müminlerin üstün duruma geçmesi üzerine, yeniden onlara yanaşmaya çalışmışlardır ancak müminlerden asla bir karşılık görememişlerdir. Tam tersine, müminler güçlendikleri durumda, münafıkların ikiyüzlülüğünü herkese duyurmuş ve münafıklar da böylece dünyada bir aşağılanma ile karşılaşmışlardır.

Cehennemin en aşağı tabakasına atılacaklardır

Münafıklar, yaptıkları tüm bu ikiyüzlülük, fitne ve düşmanlıklarının karşılığında, asıl cezalarını ahirette çekeceklerdir. Ahirette münafıklar için ayrılmış olan yer, cehennemin en alt tabakası, yani en çok azabın olduğu yerdir. Kuran'da, bu gerçek şöyle bildirilir:

"Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın." (Nisa Suresi, 145)

Münafıkların en alt tabakasına gidecekleri cehennem, Kuran ayetlerinde şöyle tarif edilmektedir:

"Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;

Kendi eşini ve kardeşini ve onu barındıran aşiretini de;

Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa.

Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir: Başın derisini kavurup-soyar. Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur." (Mearic Suresi,11-17)


"Orada kendileri için, 'kemikleri çatırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda işitmezler de." (Enbiya Suresi, 100)


"(Böylesinin) Önünde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir.

Yutkunmaya çabalayacak ve boğazından geçirmeyi başaramayacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azap olacak.

O gün suçlu-günahkarların (sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün. Giyimleri katrandandır, yüzlerini ateş bürümektedir." (İbrahim Suresi, 49-50)


Doğrusu, o zakkum ağacı;

Günahkar olanın yemeğidir.

Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;

Kaynar-suyun kaynaması gibi.

"Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin."

"Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün." (Duhan Suresi, 43-48)

Münafıkların çekeceği bu azap, ancak yapmış olduklarının karşılığıdır. Çünkü onlar, yalnızca Allah'a kulluk eden müminlere karşı düşmanlık beslemişler, yalan ve hile ile onları aldatmaya, onları yollarından döndürmeye çalışmışlardır. Onlara karşı inkarcılarla işbirliği yapmış, onlara türlü iftiralar atmış, onlara kurulan tuzakların arkasında yer almışlardır.

Hem dünyada, hem de ahirette çekecek oldukları ceza, ancak yapmış olduklarının karşılığıdır. Bir ayette bildirildiği gibi; "Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmederler." (Yunus Suresi, 44)

11 Nisan 2010 Pazar

Adnan Oktar Anlatıyor : Münafıklar Sünnetleri Yerine Getirebilir Ama Zorlu Mücadeleye Girmezler

Adnan Oktar Anlatıyor : Münafıkların Kaçmak İçin Kullandıkları Sahtekarca Yöntemler

Karakterlerin En Aşağısı: Münafıklık


Karakterlerin En Aşağısı: Münafıklıkİnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır."   (Bakara Suresi, 8–10)       

Çoğu insan için 'münafık' kelimesi pek bir anlam ifade etmez. Bazıları ise kelimeyi halk dilindeki şekliyle, yani "ikiyüzlü" ya da "yalancı" anlamlarıyla bilir, fakat Kuran'daki karşılığından haberdar değildir. Biraz dini bilgisi olanlar ise münafıkların, daha çok Peygamberimiz (sav) döneminde yaşamış inkarcı bir grup olduğunu düşünürler.

Oysa münafıklar Allah'ın Kuran'da yüzlerce ayetle üzerlerine dikkat çektiği ve onlara karşı son derece temkinli olunmasını hatırlattığı bir gruptur. Münafıkların, hiç de az rastlanılan bir grup değil, aksine inanan her topluluğun içinde bulunan 'teşkilatlı' bir grup olduğudur.

Kuran'a baktığımızda bu kuralın her dönem için geçerli olduğunu görürüz; Hz. Musa ile birlikte olan topluluğun içinde de, Hz. Süleyman'a inananların arasında da, Hz. İbrahim'in ümmetinde de, Peygamberimiz (sav)'in 1400 sene önce yaşamış kavminde de... Kısacası Kuran'da bahsi geçen hangi Müslüman topluluğu olursa olsun içlerinde münafıkların da bulunduğundan bahsedilir. Çünkü Kuran'da, "(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın." (Ahzab Suresi, 62) ayetiyle de bildirildiği gibi Allah, her ümmeti benzer olaylarla denemeden geçirir. Eğer ortada bir mümin topluluğu varsa muhakkak onun içinde bir de münafık grubu olacaktır. Bu, Allah'ın tarih boyunca değişmeyen bir kuralıdır.

Allah, müminler için tehlike oluşturacak bu topluluğa sıkça dikkat çekmiştir; Kuran'da en çok tarifi görülen insan türlerinden biri münafıklardır.

Münafıkların üzerlerinde barındırdıkları en belirgin özelliklerden biri 'müstağniyet'tir. Münafık karakterli bir kişi, kendini 'müstağni gören' yani 'hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını' sanan, her zaman kendinin en doğru yolda olduğuna inanan bir yapıdadır. Ve bundan dolayı "Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden." (Alak Suresi, 6–7) ayetleriyle de bildirildiği gibi azgınlığı ve inkarı giderek artmaktadır. Kendini her şeyden bağımsız, herkesten üstün kabul ettiği için de ne Allah'ın ayetlerine teslim olabilmekte, ne de öğüt alabilmektedir. Münafıkların gerçek karakterlerini ve sapkın mantıklarını daha iyi anlayabilmek için, öncelikle münafıkla klasik inkarcının farkını bilmemiz gerekmektedir.

İnkarcılarla Münafıkların Farkı

"Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir." (Yusuf Suresi, 103)

Yukarıdaki ayetle de haber verilmiş olduğu üzere, insanların çoğu iman etmezler. Allah'a inanmayanlar her zaman için, yeryüzünün çoğunluğunu oluştururlar. 'İnkarcılar' olarak adlandırdığımız bu gruba, Allah'ı açıkça inkar eden dinsizler, münafıklar, müşrikler ve kalplerinde hastalık bulunanların tümü dahildir. Hepsinin ortak özelliği, Allah'tan gereği gibi korkmamaları ve Allah'ın kitabından uzak bir hayat sürmeleridir. Ancak inkarcılar içerisinde yukarıda da ismi geçen bir grup vardır ki bunlar, Allah'ın 'cehennemin en alt tabakasında'  (Nisa Suresi, 145) olduklarını söylediği münafıklardır. (Harun Yahya, Münafığın Sırları)

Peki, münafıkları, diğer inkarcılardan daha da aşağı bir konuma getiren fark nedir?

İnkarcı Allah'a inanmaz, O'nun varlığını tamamen reddeder; tabii din ahlakını ve Kuran'ı da... Münafık ise Allah'ı doğrudan inkar etmez, dine ve Kuran'a inandığını söyler. Fakat amacı inananları kandırmaktır. Kalbinde iman yoktur. İnkarcı, Allah'ı inkar ettiğini ilan ederken, münafık tam tersine, -inkarını gizleyip- iman ediyormuş gibi görünür. Kendi iddiasına göre, iman da ediyordur, Allah'tan da korkuyordur. Ancak münafığın doğruyu söylemediğini, kalbinde olanın "gerçek iman" olmadığını Allah bize ayetleriyle bildirmiştir. Bakara Suresi'nde şöyle buyrulur:

"İnsanların öyleleri vardır ki: 'Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik' derler; oysa inanmış değillerdir." (Bakara Suresi, 8)

Münafık iman ettiğini iddia ettiği için mümin topluluğunun içinde bulunur. Müminlerin arasında kimi zaman tüm yaşamını geçirir. Ancak inkarını içinde gizlediği için, müminler arasında sürekli olarak içten içe bir fitne çıkarmaya, Allah'a inanan samimi insanlara zarar vermeye, onları gevşekliğe sürüklemeye çalışır. Münafıkların bu fitneci karakterlerine Kuran'da şöyle dikkat çekilmiştir:

"Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı... Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı." (Ahzab Suresi, 12–14)

Tüm inkarına rağmen münafık, hiçbir zaman "ben münafığım" diye ortaya çıkmaz. Aksine kendisinin son derece "takva" olduğunu iddia eder. Ona göre müminler yanlış, kendisi ise en doğru yoldadır. Dolayısıyla amacının, müminleri doğru yola iletebilmek olduğunu savunur. Bu da onun fitne çıkarma metotlarından bir diğeridir.

Münafıkların Ahiretteki Durumları

Münafıkların cehennem azabı, aslında dünyada yaşadıkları süre içinde başlamıştır bile... Büyük bir aşağılanma ve küçük düşmenin yanı sıra, daha yüzlerce azap çeşidi henüz dünyadayken onları beklemektedir. Fakat en büyük azap, hiç kuşkusuz cehennem azabı olacaktır; sonu olmayan, asla bitmek bilmeyen bir ateşin azabı...

"Bilmiyorlar mı, kim Allah'a ve elçisine karşı koymaya çalışırsa, gerçekten onun için, onda ebedi kalmak üzere cehennem ateşi vardır? İşte en büyük aşağılanma budur." (Tevbe Suresi, 63)

Münafıkları Deşifre Eden Özellikleri

Münafıkları Deşifre Eden ÖzellikleriMüminlerin, münafıkların özelliklerini öğrenmeleri neden büyük bir önem taşır ve hikmetleri nelerdir?

Münafıklar, Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi ikiyüzlü, sahtekar insanlardır ve gerçekte iman etmedikleri halde, iman etmiş gibi davranırlar. En önemlisi de, bu sahtekarlıklarını kendi başlarına yapmaz; müminlerin arasına girmeye çalışarak, sanki onlardanmış gibi görünmeye çabalarlar. Bu şekilde hareket etmelerinin nedeni, müminlerle bir arada olarak bir takım dünyevi çıkarlar elde etme yönündeki umutlarıdır.

Müminlerle birlikte hareket edip, iman etmiş gibi gözükerek, müminleri kandırabileceklerini ve onların sahip oldukları bazı imkanlardan yararlanabileceklerini sanırlar. Münafıklar umdukları çıkarları elde edemeyeceklerini anladıklarında ya da müminlerin başına Allah'tan deneme olarak sıkıntı ya da zorluk gibi görünen bir olay geldiğinde, hemen onlardan ayrılır ve gerçek yüzlerini gösterirler. Bunun ardından da müminlere zarar vermeye, Müslümanların aralarındaki birliği bozmaya gayret ederler. Müminlerden uzaklaştıktan sonra ise, inkarcılarla işbirliği yaparak bu çabalarını sürdürmeye çalışırlar. Bu nedenledir ki bu ikiyüzlü kimselere Kuran'da "münafık", (yani nifak çıkaran, bozgunculuk ve fitne üreten) adı verilmiştir.

Münafıklar, Kuran'da pek çok ayette bildirilen bozuk ahlak özelliklerine sahip insanlardır. Dolayısıyla kendisine Kuran'ı rehber edinen bir mümin, münafıkların özelliklerinden haberdar olur ve onlara karşı dikkatli davranır. Kuran ahlakını yaşayan her mümin topluluğu, mutlaka münafıklarla karşılaşacaktır. Bu bakımdan münafıkların gizledikleri kötü niyetlerini ortaya çıkarmak, gerçek kimliklerini deşifre etmek, Allah'a ve din ahlakına karşı sinsi bir mücadele yürütmelerine karşı Kuran ile fikri bir mücadele içerisinde olmak Allah Katında karşılığı umulacak önemli bir ibadet olacaktır.

İman Etmedikleri Halde İman Etmiş Gibi Gözükürler

Münafıkların temel vasfı, iman etmedikleri halde iman etmiş gibi görünmeleridir. Bunun başlıca sebebi ise Allah'a imanlarının kalben değil, göstermelik ve insanların takdirini kazanmaya yönelik olmasıdır. Allah bu kimselerin durumunu Kuran'da şöyle haber vermektedir:

İnsanlardan öyleleri vardır ki: 'Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik' derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır. (Bakara Suresi, 8–10)

Münafıklar insanları "iman ettiklerine" ikna etmeye çalışır, insanların rızası için yaşarlar; fakat kendi başlarına kaldıklarında ya da kendileri gibi münafık karakterli kimselerle bir araya geldiklerinde Yüce Allah'ın kendilerini an an izlediğinin, her ne yaparlarsa yapsınlar, her ne düşünürlerse düşünsünler bunu bildiğinin farkında değillerdir. Bu yanlış mantık yüzünden müminlerle beraberken ibadetlerini yerine getirir, onlar gibi davranır, onlar gibi konuşurken onlardan uzaklaştıklarında ibadetlerini terk edebilir, tıpkı bir inkarcının üslubuyla konuşabilir, iman sahibi olmayan bir kimsenin umursuzluğu içinde davranabilirler. Ancak taklit kabiliyetleri ne kadar gelişmiş olsa da, Allah Kuran'da münafıkların asla başarılı olamayacaklarını şöyle bildirmektedir:

Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır... (Nisa Suresi, 142)

İftira Atmak Münafıkların Genel Ahlak Özelliklerindendir

Peygamberimiz (sav) zamanında yaşanan Asr-ı Saadet döneminde, münafıkların müminler aleyhine giriştikleri saldırıların en önemlilerinden biri, müminler hakkında uydurdukları iftira ve karalamalar olmuştur. Bunun gibi tarih boyunca yaşamış olan tüm münafıklar müminleri karalamaya çalışarak kendilerini temize çıkaracaklarını sanmış, müminler hakkında attıkları iftiralarla, onlardan ayrılmalarını ve onlara düşmanlık beslemelerini meşru bir zemine oturtmaya çalışmışlardır. Ayrıca müminlere attıkları iftiralar ile müminlerin itibarını zedeleyebileceklerini sanmışlardır. Oysa atılan iftiralar, olayların müminlerin aleyhine değil, aksine Allah’ın izniyle her zaman için onların lehine gelişmesine yol açmıştır. Yüce Allah iftiracı yapıya sahip bu kişiler için Kuran’da şöyle buyurmaktadır:

Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır. (Nur Suresi, 11)

Münafıkların attıkları iftiraların en önemli özelliği ise çoğunlukla Allah’ın elçilerini hedeflemeleridir. Tarih boyunca aynı yöntemi izleyen ve Kuran'da adı geçen kavimlerdeki münafıklar ve inkarcılar da kendilerine gönderilen elçilere mesnedsiz çirkin yakıştırmalarda bulunmuşlardır. Geçen yüzyıllara rağmen bu eylemlerinde bir değişiklik yapmamışlar, suçlama mahiyeti ile aynı yöntemlere başvurmuşlardır. Ancak Allah’ın izniyle bu girişimler tarihte hiçbir zaman amacına ulaşamamıştır.

Hem Manevi Hem Fiziksel Yönden Kirlidirler

Münafıklar, Allah'ın insanlar için seçip beğenmiş olduğu din ahlakından uzak bir hayat sürerler. Dolayısıyla da çirkin ahlak özellikleri edinir, zamanla bu çirkin özelliklerini artırırlar. Birbirlerini maddi kıstaslara göre değerlendirmeleri, kıskanmaları, olayları hiçbir zaman hayra yormamaları, sürekli kötülük tasarlamaları ve müminlerin aleyhinde faaliyet sürdürmeleri gibi kötü özellikleri sonucunda ortaya çirkin bir ahlak yapısı çıkar. Nitekim içlerinde böylesine çirkin bir ruh hali yaşayan münafıklar için Allah şöyle hüküm vermektedir:

Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler. Artık siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir. (Tevbe Suresi, 95)

Ayette de bildirildiği gibi, bu kişiler fiziksel anlamda da kirlidirler. Nitekim ruhsal ve fiziksel güzellik, birbirleriyle yakından bağlantılı iki kavramdır. Kalbinde kötülük olan bir kişinin elbette ki yaşantısı da kirlidir. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise İslam ahlakının en önemli özelliklerinden biri olan temizliği kendilerince bir yük olarak görmeleri ve bu konuda hiçbir çaba harcamamalarıdır. Rabbimiz, kalplerindeki hastalık sebebiyle münafıkların kirlerini artırdığını bir ayette şöyle bildirmektedir:

“Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.” (Tevbe Suresi, 125)

Allah’ın Değil İnsanların Rızasını Gözetirler

Münafıklar, genel hal ve tavırlarında sürekli olarak Allah'ı değil, müminleri ve diğer insanları hoşnut etmeye çalışan bir ruh hali içindedirler. İnsanların beğenisinin, övgüsünün ve hoşnutluğunun onlar için dünyada görebilecekleri en büyük karşılık olduğunu düşünürler. Herşeyi bu övgüyü kazanmak için yaparlar. Dolayısıyla da kendilerini Allah'ın sınırlarını koruyan bir mümin gibi göstermek için abartılı ancak samimiyetsiz tavırlarda bulunurlar. Kendilerini ön plana çıkarmaya, yaptıkları herhangi bir işi herkese duyurarak kendilerince göz doldurmaya çalışırlar. Kuran'da münafıkların bu davranışları şöyle haber verilir:

"Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mümin iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır." (Tevbe Suresi, 62)

Münafıklar, samimi bir imana sahip olmadıkları için yaptıkları bir iyiliğin gizli kalmasından da son derece rahatsız olurlar. Yaptıklarından olabildiğince fazla kişinin haberdar olmasını isterler ki, kendilerince müminlerin takdirini kazanabilsinler. Tek amaçları kendilerini ön plana çıkararak, insanlar arasında bir yer edinmek, itibar sağlamaktır. Bu gerçek ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

“Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.” (Nisa Suresi, 142–143)

Münafıklar Allah rızasını amaçlamadıkları için her ne yaparlarsa yapsınlar hem dünyada hem de ahirette Allah tarafından küçük düşürüleceklerdir. Açıktır ki hem dünyada, hem de ahirette çekecekleri bu ceza, ancak yaptıklarının bir karşılığı olacaktır. Bir ayette bildirildiği gibi; "Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmederler." (Yunus Suresi, 44)

Münafıklar:
  • İman etmedikleri halde etmiş gibi gözükürler

  • İftira atmak genel ahlak özellikleridir

  • Hem manevi hem fiziksel yönden kirlidirler

  • Allah’ın değil insanların rızasını gözetirler

  • Allah’tan değil insanlardan korkarlar

  • İyiliğe engel olur, kötülük yapmak için yarışırlar

  • Şeytanı dost edinirler

  • Allah’ı çok az anarlar

  • Kibirlidirler

  • Allah’ın emrettiği ibadetleri çıkar kazanmak için taklit etmeye çalışırlar

  • Rahat değildirler, sürekli tedirginlik içinde yaşarlar

  • Kuran ayetlerini anlamazlar

  • Kolaylıkla ümitsizliğe kapılırlar

  • Mallarını gösteriş olsun diye harcarlar

  • Allah yolunda ciddi bir fedakarlık yapamazlar

  • Açgözlü ve bencildirler

  • İnkarcıların eziyetinden, Allah’ın azabından daha çok korkarlar

  • Kendi aralarında da anlaşmazlık içindedirler

  • Allah adına mücadeleden bahane bularak kaçarlar

  • Nankördürler

  • Kuvveti ve onuru inkarcılarda ararlar

  • Güvenilmez insanlardır

  • Tevekkülsüzdürler

  • Kendi çıkarlarını gözetirler ve adaletsizdirler

  • Cehennemin en aşağı tabakasına atılacaklardır

Müminler
  • Yüce Allah’a gönülden iman ve itaat ederler

  • Her ne olursa olsun dürüst davranır, yalan söylemekten titizlikle kaçınırlar

  • Manen ve fiziksel olarak her türlü kirlilikten arınmışlardır

  • Hayatlarının tamamını Allah rızası için yaşarlar

  • Allah’ın dışında hiç kimseden korkmazlar

  • İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar

  • Dostları Allah, O’nun elçileri ve müminlerdir

  • Gün içinde sık sık Allah’ı zikreder ve tesbih ederler

  • Alçakgönüllüdürler

  • İslam ahlakının gereği olan tüm ibadetleri büyük bir ihlasla ve titizlikle yerine getirirler

  • Daima Allah’a samimi olarak iman etmiş olmanın huzurunu yaşarlar

  • Allah onlara Kuran ayetlerini anlamayı ve kalben tatmin bulmayı nasip etmiştir

  • Kadere olan teslimiyetleri nedeniyle daima ümitvar bir ahlak sergilerler

  • Yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek infakta bulunurlar

  • Allah yolunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz, her fedakarlığı şevkle yerine getirirler

  • Kanaatkar ve ince düşüncelidirler

  • İnkarcıların Allah yolunda önlerine çıkardıkları her türlü zorluğu şevkle karşılarlar

  • Kendi aralarında “… sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi…” (Saff Suresi, 4) kuvvetli bir tesanüd içindedirler

  • Allah adına her türlü mücadeleye taliptirler

  • En zor koşullarda dahi Allah'a şükür halindedirler

  • Gücün ve onurun yegane sahibinin Allah olduğunu bilirler

  • Dünyanın en güvenilir insanlarıdır

  • Allah’a tam bir teslimiyet içindedirler

  • Kendi yakınlarının aleyhine bile olsa adaletten vazgeçmezler

  • Sonsuza dek Allah’ın vaat ettiği cennet yurdunda konaklayacaklardır

Müminler ve Münafıklar

Müminler ve Münafıklar"(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır." (Sad Suresi,29)

Müminler

"Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resûlü'ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd (mücadele) ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir." (Hucurat Suresi, 15)

Hayatlarının Tamamını Allah'ın Rızası İçin Yaşarlar

"De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (En'am Suresi, 162)

Dünya Hayatına Bağlanmazlar

"Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir." (Taha Suresi, 131)

"Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor." (Tevbe Suresi, 85)

Allah'tan Bağışlanma Dilerler

"Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 286)

Münafıklar

"İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır." (Bakara Suresi, 8-10)

Mümin Topluluğunun İçinden Çıkarlar

"Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır." (Nur Suresi, 11)

Allah'tan Değil İnsanlardan Korkarlar

"Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız."" (Nisa Suresi, 77)

İsteksizce İbadet Ederler

"Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar." (Nisa Suresi, 142)

Önemli Bir Münafık Alameti: Dinde Pasifizm

Önemli Bir Münafık Alameti: Dinde PasifizmPasif bir insan, ahlak ve kişilik olarak şevksiz, çevresindeki olaylara karşı ilgisiz, tepkisiz, insanların sıkıntıları ve sorunları ile ilgilenmeyen, etrafındaki aksaklıklara çözüm arayışı içinde olmayan, kendi içine kapalı, kendi dünyasında yaşayan bir tavır içindedir. Kimi zaman Müslümanlar arasında bulunan bazı insanlar da iman edenlerin imani şevk ve heyecanlarına uymayan bu tür pasif bir hal içinde olabilirler. Bu kişiler Müslümanların yaşadığı yüksek iman heyecanını içlerinde yaşamaz, onların mutluluk ve huzurundan uzak, soğuk ve donuk bir hayat sürerler. Allah (cc)'ın büyüklüğünü ve yüceliğini kavrama, Kuran ahlakını benimseme isteğinde olmadıklarından, din ahlakının yaşanması ve anlatılması amacıyla yapılan her türlü girişimde hep geride kalan, olanları uzaktan izlemekle yetinen bir görüntü sergilerler. Ne yaşantılarında ne de iman anlayışlarında canlı, akılcı ve sağlıklı bir yaklaşımları yoktur.

Sevgi, yakınlık, samimiyet, dostluk, kardeşlik, sadakat, vefa, bağlılık gibi Allah (cc)'ın razı olacağını bildirdiği Müslümanların üstün ahlak özelliklerinden yoksundurlar. Bu kişiler kasten uyguladıkları pasiflikleri, cansız, şevksiz ve donuk kişilikleriyle etraflarındaki insanlara negatif elektrik yayarlar. Soğuk, duyarsız, son derece resmi ve yakınlık kurulması imkansızdır. Hepsinden önemlisi de Allah (cc)’tan gereği gibi korkmayan, sinsi, ikiyüzlü ve içten pazarlıklı bir karaktere sahiptirler. Allah (cc) Kuran'ın, "Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der." (Nisa Suresi, 72) ayetiyle Müslümanlara bu insanların gerçek yüzleri hakkında bilgi vermiştir.

Allah (cc) Kuran'da yer alan daha birçok ayetle, Müslümanların Kuran ahlakını tebliğ etmedeki şevklerini ve hızlarını ağır davranarak kırmaya çalışan bu yapıdaki insanları müminlere tanıtmıştır. Kuran'da, söz konusu kişilerin bu sinsi sakinliklerinin ve ağırlıklarının altında yatan gerçek niyetlerini, gizli planlarını anlamamızı sağlayan son derece önemli bilgiler verilmiştir.
Ayetlerde verilen bilgiler bu kimselerin en önemli hedeflerinden birinin Müslümanları pasifize edebilmek olduğunu göstermektedir. Bu insanlar kimi zaman müminlerle birlikte yaşayan, iman ettiğini söyleyen ancak münafıkane tavırlar gösteren veya kalplerinde hastalık olan insanlar olabilir. Kimi zaman da henüz imanı tam olarak kavrayamamış, Allah (cc)'ı gereği gibi takdir edemeyen zayıf imanlı kimseler olabilir. Ancak tümünün ortak özelliği, müminlerin arasında olmalarına rağmen din ahlakını anlamakta ve yaşamakta çekimser, gevşek davranmaları; diğer müminlerin de kendileri gibi olmalarını istemeleridir. İçten içe Müslümanların güçlerini zayıflatmak, şevklerini ve heyecanlarını kırmak ister ve müminleri engelleyebilmek için var güçleriyle çalışırlar. Verdikleri sinsi telkinler, olumsuz konuşmalar ve davranışlarıyla da iman edenleri pasifize etmeye çalışabilirler. Tüm bu kişiler, müminleri pasifize etmek için açıkça faaliyette bulunabilecekleri gibi, sinsi ve gizli yöntemler de kullanabilirler. İnkar edenlerle işbirliği yaparak müminlerin aleyhlerinde faaliyet yürütmek isteyebilirler. Böylece, iman edenlerin zarara uğramasını hedeflerler.

Ancak, "Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse: "Size üstünlük sağlamadık mı, mü'minlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez. " (Nisa Suresi, 141) ayetiyle de bildirildiği üzere, inkar edenlerin ve münafıkların tüm tuzakları boşa çıkacaktır. Çünkü müminlerin dostu, koruyucusu, velisi ve yol göstericisi tüm varlıkları yaratan ve hepsi üzerinde hakim olan Yüce Allah (cc)’tır. Allah (cc) münafıkların tüm aleyhte faaliyetlerini, daha en başından bozulmaya ve başarısız olmaya mahkum olacak şekilde yaratır.

Bunun yanı sıra Allah (cc) Kuran'da verdiği bilgilerle müminlere münafıkları tanıtarak da bu kimselerin tuzaklarını bozmuştur. Bu insanların hepsinin ortak olan bazı yönleri vardır. Bu alametlerin, söz konusu insanların üzerinde oluşması kaçınılmazdır.

Akıl zayıflığı, ferasetsizlik, tembellik, korkaklık, hainlik, sinsilik, dünya ve mal hırsı, olumsuzluk, sevgisizlik, kibir, kıskançlık gibi bazı temel özellikler, bu kimseler üzerinde yoğun olarak görülür. Dolayısıyla Müslümanların arasında kendilerini gizlediklerini zanneden bu insanlar aslında bu alametleriyle kendilerini tanıtmış olurlar. Ve aleyhteki çabalarıyla hiçbir sonuca ulaşamazlar. Yüce Rabbimiz söz konusu samimiyetsiz kişilerin asla başarıya ulaşmayacaklarını da Kuran'da bildirmektedir.